Amazon Yerel Yaşam Turu Anıları

Amazon Turu Anıları – Nuray Er

Kendimi bildim bileli yerel kültürlere hep ilgim vardır. Mistik ve farklı kültürler beni hep çok etkilemiştir. Hatta öyle ki, spor yaptığım dönenlerde arkadaşlarım bana ‘Amazon’ diye lakap takmıştı. Bu merakım yüzünden ilginç bir gezi yapmaya karar verdim. National Geographic’in G Adventures Tours adlı sitesine girip, oradaki tur programlarının üzerine tıkladım ve sanki Rus ruleti oynar gibi elimle kaydırarak seçim yaptım; Ekvador denk geldi. Aynı şeyi birkaç kez daha tekrarladım ve ne ilginçtir ki her seferinde Ekvador çıktı. Eh, bu durumda bana da artık oraya gitmek yakışırdı… Bu tur iki yıldır yapılıyordu ama Türkiye’den hiç katılan olmamıştı. Tura kayıt yaptırdıktan sonra, benim dışımda Türkiye’den bir kişinin daha tura katılacağını öğrendim; İstanbul’dan Funda… Böylece, Funda ve Nuray olarak bu tura katılan ilk Türkler olarak tarihe geçtik. Funda ile havaalanında tanıştık ve yola koyulduk… Birbirimizi hiç tanımamamıza rağmen çabucak kaynaştık. Tuhaf bir biçimde kaderlerimizin çok paralel olduğunu gördük. İkimiz de yıllarca felçli annelere bakmıştık, şimdi de o babasıyla, ben de abimle ilgilenmeye devam ediyorduk. Hatta bu geziye çıkarken ben nasıl kaplar dolusu yemek yapıp abim için buzluğa doldurduysam, Funda da aynısını babası için yapmıştı :) Ve işte kaderleri bu kadar benzeyen iki insanın zevkleri de benziyordu ki koskoca ülkede bu geziye çıkmak isteyen iki kişiydik…

                                       IMG_2179

Uzun uçak yolculuklarından sonra Güney Amerika’nın kuzeydoğusunda bulunan Ekvador’un başkenti Quito’ya ulaştık. Tur rehberimizin adı Julio’ydu. Geziye farklı ülkelerden katılan çok sayıda insan vardı. Quito’ya gelince güne yine kusmalarla başladım. Bu basınç problemi yüzünden tatillerde zor anlar yaşıyorum. Taksiye binip otele doğru yola koyulduk. Daha sonra dakika bir gol bir, taksici bavulumu kırdı ve yeni berbat bir bavul almak zorunda kaldım. Kalacağımız otelin adı Fuoente de Piedra’ydı. Otele ulaştığımızda otelin hiç de fena olmadığını gördüm. Yalnız işin ilginç tarafı banyo ve tuvaletti. Tuvalette otel koridoruna açılan  bir cam vardı ve kilitsizdi. Yani tam siz banyodayken biri her an girebilecek gibi :) O geceyi tur rehberimiz ile yaptığımız toplantı ile noktaladık.

İkinci gün, meyve kahvaltısından sonra 8 saat süren Amazon ormanına doğru yola çıktık. Ormana kadar otobüsle gitmek imkansız, bu yüzden otobüs bizi belli bir yerde bıraktı ve 4×4 araçlarla devam ettir. Daha sonra da yürüyerek ormanda bir hafta misafir olacağımız aileye ulaştık. Tabi o berbat yeni bavulumla araç ulaşımı olmayan sapa yerlerden ve derelerden geçerek yürümek benim için çok zor oldu. Kalacağımız yerde odalarda banyo ve tuvalet yoktu. Hadi bu bir yana, elektrik bile yoktu. Mekanlar ahşaptı ve her yeri açıktı. En zor şartlarda, doğa ile baş başaydık yani :) Ama yataklarımız tertemiz ve cibindirikliydi. Ailenin bizi karşılaması ve yemekleri de çok güzeldi. Eşyaları bıraktıktan sonra ilk olarak ormanda bir gezinti yaptık ve ünlü Amazon Nehrine kuşbakışı baktık. Ormana giderken hepimiz plastik botlar giydik ve bize iki rehber köpek eşlik etti. Gezerken hepimiz dizimize kadar çamura battık. Bu çamurdan doğal doğal maske yaptık ve özel bir yöntem ile derimizde çalı deseni çıkarttık. Gece güzel bir yemek ve sonrasında hamaklarda keyifli bir sohbet vardı…

IMG_2246   IMG_2192   IMG_2194   IMG_2207      IMG_2190   IMG_2180

Üçüncü güne müthiş bir yağmur ile uyandık. Gece saat 04:00 gibi başlayan yağmur, saat 08:00’e kadar bardaktan boşanırcasına yağdı. Güzel bir kahvaltıdan sonra yüzüme Şaman kızı deseni yapıldı ve başıma Amazon kadınının simgesi olan ‘korona’ takıldı. Üçüncü günümüzün aktivitesi orman yürüyüşü ve tırmanmaydı. Tırmanma çok zorlu geçti. Tırmandığımız yer bir şelaleydi ve bu şelalenin altından iplerle yukarı doğru tırmanmaya uğraştık. Yaklaşık 5 m.lik bir yüksekliğe tırmanma söz konusu ve rehberin verdiği komutlara göre tırmanılıyor. Tırmanırken gözümü açamıyor ve nefes alamıyordum.

Biraz yukarı çıkınca derin bir nefes alıyorsun ve tam ‘oh bitti’ derken yeniden boğazına kadar suya gömülüyorsun, tabi bu birden insana her şey bitmiş hissi veriyor. Gerçekten çok tuhaf bir duygu… Üzerimizdeki yağmurluklara ve ayağımızdaki çizmeler hiç işe yaramadı, boğazımıza kadar suya battık. Ama öyle bir yağmur altında, öylesine büyüleyici bir yerde olmak müthiş bir duyguydu. Komple ıslak ve çok yorgun bir vaziyette kaldığımız yere döndük. Gece yine güzel bir yemek sonrasında çılgın bir parti vardı. Bize sonradan katılan bir grup ormandan buldukları 10 cm uzunluğunda ve 3 cm eninde olan sarı kurtları canlı canlı pişirip yediler. Ben denemeye cesaret edemedim açıkcası. Yiyenler çok lezzetli olduğunu söylediler, fakat o hayvancıkların pişerken çıkardığı ‘ciyk’ sesini hala unutamıyorum… Gece uzundu ve yine yoğun yağmur vardı.

IMG_2185   IMG_2200   IMG_2202   IMG_2186   IMG_2196   IMG_2198

Dördüncü gün sabah yine güzel bir kahvaltı ile güne merhaba dedik. Kahvaltımız biter bitmez 4×4 araçlarımıza atladık ve Amazonica’ya doğru yola çıktık. Nehir kenarına ulaşınca kanolara bindik ve grup halinde nehirde maceralı bir yolculuğa başladık. Ormandaki gezimizde bize iki köpeğin rehberlik ettiğinden bahsetmemiştim, bu gezimizde ise bize ‘Trampi’ adında kanatları olmayan ilginç bir kuş eşlik ediyordu. Amazonica’ya ulaşınca hemen hayvanat bahçesine gittik, çok güzel ve egzotik hayvanlar gördük. Daha sonra maymun kasabasına, yani Napkin’e gittik. Burada dolaşırken maymunlardan biri dondurmamı çaldı, diğeri kafamdaki bandanayı çekiştirdi ama vermedim tabi :) Güzel bir steak yedikten sonra ormana geri döndük. Ormanda akşam yemeğimize yedik ve oynadık. Gece yatmadan duş aldım, fakat duş mu aldım yoksa yağmurda mı yıkandım belli değildi, hani sanki ikisi bir aradaydı :)

IMG_2221   IMG_2220   IMG_2225   IMG_2227   IMG_2215   IMG_2218

Beşinci gün Keçua okuluna gitmek için sabah 06:30’da kalktık. Kahvaltı sırasında yağmur başladı yine bardaktan boşalırcasına… Suların içinde Cando okulunu ziyaret etmek üzere yollara düştük. Bir saat boyunca yürüdükten sonra okula ulaşabildik. Ziyaret ettiğimiz sınıfta 6-15 yaş arası sekiz öğrenci vardı. Küçükten büyüğe tüm çocuklar aynı sınıfta, bir arada öğrenim görüyordu. Çocuklarla sohbet etmeye çalıştık, getirdiğimiz hediyeleri verdik. Grubumuzdaki genç arkadaşlar bu Ekvadorlu öğrencilerle güzel ve eğlenceli bir maç yaptı. Daha sonra Lagünü görmek için yolumuza devam ettik. Bu yolculuğun sonunda vardığımız yer sanki cennetti… Buradaki insanların neden yaşlanmadığını burayı görünce anladım. İki saat dinlenip ormandaki bitkileri tanımak üzere yeniden hareketlendik. Ankara’dayken kolumu yakmıştım, ormandaki bitkilerle doğal tedavi gördüm. Akşam aktivitesi olarak Şaman ailenin sunduğu Şaman törelerine göre evlilik töreni gösterisini izledik. Eş seçme töreni de yapıldı. Tam tam çalıp beyaz kıyafetler giydiler ve çiftler müzik eşliğinde karşılıklı dans etti. En ilginci de yine Şaman kültürünün bir özelliği olan kötü ruhları insanların üzerinden süpürge ile sürüme töreniydi. Son gecemiz gerçekten çok duygusaldı.

IMG_2209   IMG_2211   IMG_2212   IMG_2229   IMG_2210   IMG_2205

Altıncı gün boru ile ok atmayı denedik. Hedefimiz karşımıza yerleştirilen karpuzun tepesiydi. Yalnız ok atmaya çalışırken bir yandan da tavuklarla uğraştık. Tavuklar orada doğal yaşamın bir parçası olarak serbestçe geziyorlar ve karpuz hedefimizi çok çekici buldular ki sürekli didiklemeye çalışırken neredeyse kendileri bize canlı hedef olacaklardı :) Onlarla uğraşmak zordu. O akşamı da oyunlar oynayarak geçirdik. Tavana iple bir elma bağlayıp sarkıttıktan sonra, tura katılan erkek arkadaşların ellerini arkadan bağladık ve elmayı o haldeyken elleriyle tutmadan sadece ağızlarıyla yakalayıp ısırmaya çalışmalarını gülerek izledik. Sonra iskambil kağıtları ile eşek oynadık. Ben kağıtları çekerken ilk vurduğumda canlarını çok yakmışım ki hepsi ellerini kaçırmaya başladı. Yine çok eğlenceli bir akşam oldu.

Gezimizin en güzel taraflarından biri yemeklerdi. Orada yetişen tavuk, yumurta ve pirinç gibi ürünlerden yapılan yemekleri yedik. Ama çok ilginç menüler de vardı. Mesela, bir ağacın gövdesini bıçakla soyup kızartıyorlardı, sanki patates gibi. Tadı çok güzeldi. Hem kendi işimizi kendimiz görmek, hem de değişik bir şey yemek adına bir gün de kakao ağacına dadandık :) Ağaçtan kakao alıp kaynatarak çikolata yaptık. Yine ormandan topladığımız muzları da ekleyerek tamamen doğal bir fondü yaptık ve afiyetle yedik. ‘Çiça’ diye bir içkiyi tatma fırsatım da oldu; bir ağacın reçinesini çiğneyip tükürüyorsun ve buna alkol ekliyorsun ve Çiça denen içkiyi elde ediyorsun. Kulağa tuhaf gelse de tadı çok değişik ve içimi hoş…
IMG_2234   IMG_2232   IMG_2238   IMG_2245IMG_2244   IMG_2206

Quito’da ekvator çizgisinin olduğu yere de gittik. Buradaki Mitad del Mundo (Dünyanın ortası) Müzesini gezdik. İsteyenler belli bir ücret karşılığında buradan isimlerinin yazılı olduğu, Dünyanın merkez noktası isimli bir sertifika da alabiliyorlar. Müzedeki bir bölümde ziyaretçilerin kendi ülkelerinin paralarını hatıra olarak bıraktığı bir yer var. Hiç Türk parası olmadığını görünce, hemen hatıra olsun diye ben bıraktım. Müze, yerel halk kıyafetlerinin ve yaşam tarzlarının anlatıldığı bir yerdi. Benim en çok ilgimi çeken, iki yıl önce yakalanan insan-hayvan arası bir canlı oldu. Yakalayıp kafasını kesip müzeye koymuşlar zavallı anlatıldığına göre hayvani özellikler taşıyormuş ama biraz konuşma yeteneği varmış.

IMG_2250   IMG_2255   IMG_2256   IMG_2258   IMG_2259   IMG_2264   IMG_2268   IMG_2270   IMG_2276

Amazon Turu Anıları burada son buluyor!

Sizlerde Amazon Yerel Yaşam turuna katılmak isterseniz lütfen burayı tıklayın!

Diğer ülkeler...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>